ANASAYFA

ÖNSÖZ

NASIL HAZIRLANDI?

İÇİNDEKİLER

YAZIM HATALARI

Kuranı anlamak için arapça
kuran arapçası kuranı anlamak için arapça, kuran öğrenme

www.yaklasansaat.com

ys@yaklasansaat.com

Bugün evrensel son rahmet elçisi Muhammed(sav)’in rehberliğinden ve örnekliğinden yaklaşık 1400 yıl geçmiş; İslam adına; yüzlerce farklı, birbiriyle bağdaşmaz akım ortaya çıkmış ve ne yazık ki Kur’an’ın başından sonuna kadar haykırdığı "gerçek İslam", buharlaşmıştır. Tasavvufi-mistik ve mantıkçı-radikal etkiler, hakim güçlere yaranma, nefsi-dünyevi arzular, ataların-şeyhlerin anlayışını takip, Kur'an'dan hicret edilmesi ve geçen zamanların sapmalar toplamı, "İslam anlayışı"nı, Kur'an'dan uzaklara sürüklemiş; tarihteki her ümmette olduğu gibi yine "atalar-babalar dini" egemen olmuş; "şirk" günlük ibadet haline gelmiştir.

Şeddad bin Evs, Resulullah(sav)’den şöyle rivayet etmiştir: "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey 'şirk'tir (Allah'a ortak koşmalarıdır). Bilmiş olunuz ki; şüphesiz onlar Güneş'e, Ay'a veya puta tapacak değillerdir. Ancak, gizli bir (dünya) arzusu taşıyacaklar ve amelleriyle Allah'a ortak koşacaklardır." (Sünen-i İbni Mace, C.10, H.no: 4205)

Ziyad bin Lebid, Resulullah(sav)’den şöyle rivayet etmiştir: "Bu, ilmin(İslam’ın) gitmesi zamanında olur" buyurdu. Ben: "Ya Resulullah! Kur'an'ı okuduğumuz, evladımıza onu okuttuğumuz ve evladımız da kıyamete kadar kendi evladına onu okutacağı halde "ilim(İslam)" nasıl gider?" dedim. Resul-i Ekrem: "Anan seni kaybedesiye Ziyad! Ben muhakkak seni Medine'de fıkhı en iyi bilen adamlardan görürdüm. Şu Yahudiler ve Hristiyanlar, Tevrat ve İncil'i okuyup da bu iki kitapta bulunan hükümlerden hiçbir şeyle amel etmez değiller mi?" buyurdu. (Sünen-i İbni Mace, C.10, H.no: 4048)

Bu "buharlaşma ve bozulma"nın nasıl gerçekleştiğini, Sonsuz Yüce Allah, bizlere aşağıdaki ayetinde özetliyor:

Ve Elçi dedi ki: "Ey Rabb'im, muhakkak benim kavmim(ümmetim), şu Kur'an'ı terkedilmiş (halde) bıraktılar." [FURKAN(25)/30]

Bu çalışma, sadece dilbilgisi öğretmeyi amaçlayan bir çalışma değildir. Aynı şekilde; modern Arapçayı, ya da Arapça yazmayı ve konuşmayı öğreten bir kitap da değildir. Bu kitabın ana amacı; bir kimsenin araya girip "kavramları ve anlamları" çarpıtmasına, tevillerle anlamları buharlaştırmasına, kavramlar"la oynamasına mahal vermeden "Kur’an’daki İslam"a, bizzat insanımızın, "Kur’an’ı okuyup-anlayarak" ulaşmasına katkı sağlamaktır. Zira unutulmamalıdır ki Kur’an, kıyamete kadar elçilik görevi yapacak olan ve herkesin "hesap vereceği bir Kitap’tır. "İlim çağı"nda; "Yaklaşan Saat" te "tüm insanlara peygamberlik yapsın" diye, Allah tarafından gönderilmiştir. Kur’an gerçekte, Allah'ın yarattığı her şeyi, ama istisnasız her şeyi açık, tekrarlı, muhkem ve şifreli-müteşabih bir şekilde tafsil eder ve herkesin anlayacağı şekilde anlatır ki; herkes sorgulanacağı ve hesap vereceği Kitabı’nı okusun-anlasın ve öğüt alsın!

(Kur’an) Akıl sahipleri öğüt alsınlar ve iyice düşünsünler diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. [SAD(38)/29]

Öyle ki yarın hesap gününde hiçbir akıl sahibi; ben bu kitabı "temiz bir kalp"le, "Allah’tan korkarak" ve "istekle" tekrar tekrar okudum ve anlayamadım, diyemesin! Bugün, Kuran’ın anlaşılmaz-kapalı-şifreli-müteşabih olan ayetlerinin "anlaşılma zorluğu", bizim ilmimizin-çağın ilminin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. İlmimiz arttıkça bize anlaşılmaz gelen ayetler, anlaşılmaya başlayacak ve açık hale gelecektir ve de gelmektedir.

Özellikle, Allah’ın onayladığı "Dinin-İslam’ın" tanımı, Kur’an’da açık-apaçık-muhkem-sayısız tekrarlarla şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanmıştır. Kur’an’ın asıl amacı; insanlara "İslam"ı, "tanımlamak-açıklamak-anlatmak"tır dersek, gerçeği ifade etmiş oluruz. Çünkü insanları cehennem ateşinden koruyacak olan ve hayırlı amellerini geçerli kılacak olan, bu "şirksiz İslam"; yani "şirksiz iman"dır. İslam-İman, binanın temeli, bitkinin tohumu, ağacın köküdür. Bu temel bozuksa-çürükse; o ağaç hiçbir işe yaramayan habis bir ağaç olur ve bu temelin üzerinde yükselen tüm "ameller boşa gider".

Kur’an, yazarı Allah olan bir Kitap olduğu için "çok boyutlu mucizeler" içermektedir. Kur’an’ın dili, "Kureyş dili"dir ve bugünkü Arapların güncel Arapçasından farklıdır. Bu dili kullanan Sonsuz Yüce, sonsuz boyutlu, her şeyi en iyi bir şekilde yaratan-yöneten ve eksiksiz-mükemmel bir şekilde anlatan Allah’tır. Kur’an’ın anlatımı, mucizevi bir şekilde "kolaylaştırılmış"tır. Kur’an’ın, anlatımının gücü ve güzelliğinin yanında inanılmaz bir şekilde "kolaylaştırıldığı" apaçık bir gerçektir. Zira evrensel rahmet elçisi Muhammed(sav)’den sonra Kur’an’ın yeryüzünde bırakılmasının temel amacı; insanlık; okusun-anlasın-uygulasın ve kendi kurtuluşunu hazırlasın!

Özellikle, "İslam"ı ve Allah’ın uyarılarını-tehditlerini-emirlerini anlatan ayetler ki bunlar, "kitabın anası"dır ve inanılmaz "akıcı-açık-anlaşılır" bir anlatıma sahiptir. Bu ayetlerde; gerek kullanılan "kelime çeşidi"nin azlığı, gerekse de dilbilgisi açısından, son derece "açık-sade-net cümleler" den oluşması ve de sürekli tekrarlar sebebiyle bu ayetleri okuyup-anlamak gerçekten çok kolaydır. Öyle ki; ortaokul düzeyindeki bir çocuğun bile 3-4 aylık bir çalışmayla; bu ayetleri anlayabileceğini söylemek, abartısız bir gerçektir. Yakın zamanda yapılan bir çalışmaya göre Kur’an’ın %80’i, sadece 500 kelimeden oluşmaktadır. İşte Kur’an’ın nasıl "kolaylaştırıldığı"nın Kur’an diliyle ifadesi:

Biz bunu(Kitabı) senin lisanınla kolaylaştırdık ki (Allah’tan) sakınanları onunla müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi de onunla uyarasın. [MERYEM(19)/94]

Öğüt alsınlar diye onu(Kur’an’ı) senin lisanınla kolaylaştırdık. [DUHAN(44)/58]

Biz Kur’an’ı öğüt-hatırlatma(zikir) için kolaylaştırdık. Öğüt alan var mı? [KAMER(54)/17, 22, 32, 40]


Ayrıca günümüz Türkçesinin, Osmanlı Türkçesi’nin devamı olmasından ötürü Kur’an’ın kelimelerinin büyük çoğunluğu, halen dilimizde yaşamaktadır. Bu sebepledir ki; bu 500 kelimenin bir kısmı da Türkçeleşmiş kelimeler olarak dilimizde bulunmaktadır. Kur’an’a ait Türkçeleşmiş kelimelerin, daha çok yaşlı neslin dilinde mevcut olduğu, genç neslin, Batı kültürünün ve dillerinin etkisiyle bundan mahrum bulunduğu da bir hakikattir.

İronik olan, Sonsuz Yüce Allah’ın, "kolaylaştırdık" diye apaçık ayetlerle vurguladığı Kur’an’ın, bir kısım din adamları tarafından "anlaşılmaz" bulunması ve insanların Kur’an’ı okumaya ve anlamaya teşvik edilmemesidir. Bu yaklaşım tarzı, insanları, aracısız Kur’an’ın anlaşılmayacağı ön yargısına götürmüş ve insanlar "Kur’an’dan hicret" etmiştir. Bunun sonucu da; "Kur’an cehaleti" içinde bulunan genç nesillerin, radikal-hastalıklı kafalar vasıtasıyla, kandırılmasına ve "emperyaller"in ihdas ettiği terör şebekelerinin tuzağına düşerek dünyayı ateşe vermesine sebep olmuştur.

Bununla beraber Kur’an’ı doğru anlayabilmek için ona "doğru bir metot"la yaklaşmak gerekir. Bir kimse Kur’an okurken, bir konu ile ilgili ayetleri bütüncül olarak incelemek yerine tek bir ayetten yola çıkmaya kalkarsa, ayetin bağlamına; öncesi ve sonrasına bakmaksızın sonuç çıkarmaya kalkarsa, ayette geçen kavramları, yine Kur’an’daki kullanımlarını dikkate almaksızın, "eksik sözlük anlamı"nı ele alarak anlamlandırmaya çalışırsa, bir ayete anlam verirken Kur’an’ın diğer ayetlerine ya da daha iyi bir ifadeyle Kur’an’ın ruhuna uygunluğuna dikkat etmezse, aklını Kur’an’a vermek yerine, Kur’an’ı kendi mantığına indirgemeye kalkışırsa; Kur’an’ın açık-anlaşılır anlamlarını bile buharlaştırabilir ve "Kur’an’a aykırı İslam anlayışları" türetilebilir.

"Kur’an’a yaklaşım metodu" başka bir çalışmanın konusu olacak önem ve kapsamda olmasına rağmen, burada bu konuyla ilgili birkaç önemli "prensip"ten bahsetmek gerekir:

1- Boyutu ve kavrayışı sonsuz olan Sonsuz Yüce Allah, zamandan, hatadan ve noksanlıktan münezzehtir. O ne söylüyorsa mutlak doğrudur. O'na muhatap olan beşer, dört boyutlu kavrayışı ve sınırlı aklı ile hatalı, zamana bağlı ve yaratılmış bir varlıktır. O halde insan, Allah'ın kitabı olan Kur'an'ı okurken-incelerken, "Vahyin Sahibi"nin ve "kendisi"nin bilincinde olmalıdır.

Kur'an'ı anlamaya çalışırken, bütün gücünü ve akli melekelerini kullanmasının yanında, kendisinin eksikliğini ve sınırlarını unutmamalıdır. Kur'an'ı, kendi aklına uydurmak gibi yaygın bir hastalığa düşmekten sakınıp, kendi aklını Kur'an'ı(mutlak gerçeği) anlamaya hasretmelidir.

2- Kur'an uzayının kavramlarının, özellikle anahtar(temel) kavramlarının, azami derecede "mevzileri"ni(kapsamlarını) bilmeli; ne daraltmalı ne de genişletmelidir. "Kavramlar"ın hakkı verilmeli; içeriğini daraltmadan, genişletilmeden, "tam tanımları"na göre anlamlandırılmalıdır.

Yahudi din adamlarının Tevrat'ı metin olarak koruyarak, anlam olarak nasıl tahrif ettikleri gerçeği, bu meselenin en çarpıcı "saptırma örneği"ni teşkil etmektedir.

3- Kur'an'ı anlamaya çalışırken, tüm yönlendirici önyargılardan ve yanlış bilgi birikimlerinden arınarak, yansız bir şekilde gerçeği almaya hazır olmalıyız. Yani saptırıcı, yanıltıcı düşünce, inanç ve kültür ön birikimlerinden etkilenmemiş bir "akıl"la vahye muhatap olmalıyız.

Burada anlatılmak istenen; "gerçek"le aramızdaki "inanç-ön yargı barajı"nı ortadan kaldırarak, "aklın bağımsız çalışması"nı sağlamaktır. Ancak bugün, bütün dinlere ve mensuplarına baktığımızda, "aklın yerine şartlanmanın, ezberin, taklidin" yaygın olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla tarihler boyunca olduğu gibi bugün de "din", aklın-idrakin konusu olmak yerine; geleneğin, "atalar dini"ne uymanın yahut da ön yargılı kuru mantıkçılığın algısı olmaktadır.

4- Kur'an, kendi kendisini açıklayan, kendi kendisini tefsir eden, kendisine yeterli, adeta kapalı "matematik bir sistem"dir. Aynı zamanda kendi kavramlarını kendisi açıklayan bir sözlüktür. Bu sebepledir ki, Kur'an'daki "temel kavramlar"ın içeriğini, öncelikle Kur'an'da aramak gerekir. Sonuç olarak Kur'an'ı anlamaya çalışırken ilk kaynak sözlük yine kendisidir. İkinci derecede kaynaklar ise, Sahih Hadisler ve Peygamber'in(sav) hayatını anlatan siyerlerdir.

5- Kur’an’ın temel ayetlerini, muhkemini ve İslam’ı vazeden ayetlerini, herkesin okuyup bizzat Kur’an’dan öğrenmesi aklın, ilmin gereğidir ve farzdır. Ancak kapalı-fıkhı ayetlerin anlaşılması elbette kişilerin tek tek anlayabileceği yahut altından kalkabileceği bir şey değildir. Bu sebeple de "Müslüman alime-mürşid"e ihtiyaç vardır elbette… Ancak İslam’ın buharlaştığı bir zamanda ilk iş alim aramak değil, "Kur’an İslamı"na ulaşmak için doğrudan Kur’an’a gitmektir.

İşte bütün bu nedenlerden ötürü Kur’an, tüm insanlığın okuyup-anlaması gereken, sorumlu olduğu, hesaba çekileceği, sürekli incelemesi ve gereğini yapması elzem olan bir "Kitap"tır. Bunun aracı da elbette onun dilini öğrenmek-anlamaktır. Bütün bu ortaya koyduğumuz sebeplerden ötürü "KUR'AN'I ANLAMAK İÇİN ARAPÇA" isimli kitabımız, bu amaca hizmet edecek şekilde hazırlanmış ve okuyucuya sunulmuş bir çalışmadır.